HÜSEYİN SELÇUK VURAL' DAN...

Sevgili İvriz Köy Enstitüsü dostlarım. Büroma İvriz Öğretmen Lisesinden gelen öğrenciler : ...artık İvriz Öğretmen Lisesinin de 3 yıl sonra kapanacağı ve zaten bu yıl öğrenci alınmadığı ve mevcut binalarda Sosyal Bilimler Lisesinin devam edeceği için okulun eski binalarının müze olmasını istediklerini, ancak bunun hemen mümkün olamayacağı için en azından bu konuda bir dergi çıkarmak istediklerini ve öğretmen okulu anılarımı yazarak yardımcı olmamı istediler. Aslında Okul Müdüründen okul arşivini açması konusundaki istekleri reddedilmiş. Bu olay daha önce de olmuştu. Bir üniversitede Köy Enstitüleri konusunda tez hazırlanması istenen öğrenciler İvriz Köy Enstitüsüne gelip arşiv bilgileri istendiğinde kötü bir tepki ile karşılaştıklarından şikayet etmişlerdi.
Okul öğrencilerinin İki sayfayla sınırlanmasını istedikleri çok özet sayılabilecek anı ve görüşlerimi aktarmak istedim. Okul dergisinde yayınlanamayacağı endişesiyle törpülü (!) olarak yazdığım yazıyı paylaşmak istedim:

OKULUM VE BEN

Kucağımda yavru tekir kedim ile kamyonun ön bölümünde, ilk kez,köyüme çok da uzak olmayan bir yere doğru yolculuk yapıyordum. Yanımda gözü uzaklara dalmış annemle babam oturuyordu.Babamla amcam birlikte, köyümüz Durlaz’ daki çok fazla olmayan birkaç parça ev eşyasını , kamyonun kasasına doldurmuş, 2-3 km. ilerde babamın 1953 te kitaplık memuru olarak işe başlayıp daha sonra depo memuru ve son olarak da Döner sermaye memuru olarak çalıştığı İvriz Öğretmen Okuluna doğru yol alıyorduk Az sonra 15 yıl yaşamımızı sürdüreceğimiz lojman binasına gelmiştik.Etrafımda gördüğüm lojman ve derslik binaları köyümdeki toprak damlı kerpiç binalardan çok farklıydı. Komşumuz Salih Bey okulun tarım öğretmeniydi ve köy enstitüsü mezunuydu.Tarım arazilerinin gelir-giderleri, ürünlerinin değerlendirilmesi, tarım makinalarının bakımı babamın işi olduğundan onunla sıkı ilişkileri vardı.İlerleyen zaman içinde önce komşumuz ve daha sonra benim tarım dersi öğretmenim olan Salih Ziya Büyükaksoy’ un okulda çok değer verilen bir öğretmen olduğunun farkına varacaktım. Okulun özel toplantı günlerinde ilk konuşma hakkı onundu. Özellikle her yıl 16 mart öğretmen okulları kuruluş yıldönümünde okulun yemekhane olarak da kullanılan sosyal etkinlik salonunda sahnedeki mikrofonun önünde kısa bir süre durduktan sonra , defalarca bıkmadan dinlediğim okulun geçmişini anlatırdı. İvriz Köy Enstitüsünün ilk mezunlarından Dayım Mehmet Karaman ve arkadaşlarından dinlediklerime göre okulun ilk öğrencileri Zanapa’ da (Halkapınar) kalıp her sabah kürek ve kazmalar omuzlarında, marşlar, türküler söyleyerek yürüyüşle okul binasını kuracakları yere gelirler ve çalışma bitiminde aynı düzenle geriye dönerlermiş.Daha sonra okulun hemen yanındaki Sütunlu Tepesinin ortasında yine öğrenciler tarafından geçici bir yatakhane yapılarak inşaata devam edilmiş. Kış geldiğinde yeni yapılan yatakhane binalarının çatısı daha kapatılamamış olduğundan sabah battaniyenin üstünde bir karış karla birlikte uyandıklarından sözederdi dayım. Öğretmenlerin öğrencilerle birlikte taş taşıyıp duvar ördükleri, ekmeklerini paylaştıkları okulda yapılan eğitim-öğretimle ise köy öğretmeni olacak öğrencilere çağın bilgileri ve davranış biçimlerini öğretmek amaçlanmış.
Öğrencilere demokrasiyi öğretmek için öğretmen-öğrenci toplantılarında öğrenci öğretmeni, öğretmen öğrenciyi yapıcı olması şartıyla eleştirebilmiş. Okulun tarım arazilerinde, atelyelerinde öğretmenin köylüye kazandıracağı bilgi ve becerilerin hepsi verilmeye çalışılmış. Cinsiyet ayrımı yapılmadan insanların birlikte kardeş duygularıyla eğitim görebileceği bir ortam gerçekleşmiş.Sanat ise derslerin dışında da yaşamın parçası olabilmiş.Ben okulda öğrenciyken köy enstitüsü öğrencilerinin diktiği akasyaların gölgesi altında arkadaşlarımın mandolin çalmaları o yıllardan gelme bir alışkanlığa dayanır. Ayrıca o dönemin öğrencileri olabildiğince dünya klasiklerini okumak zorundalarmış.

Okul Lojmanına taşındığımızda 5 yaşındaydım.Komşumuz Salih Bey’in oğlu daha sonra benim de sanat eğitimini alacağım bir müzik okulunda okuduğu için sıkça keman ezgileri kulağımıza geliyordu.Böylece ilk batı klasik ezgileri ile tanışma fırsatı buldum.

Bir yıl sonra evimize birkaç yüz metre uzaklıktaki ,okul ile “ziraat” denilen tarım arazisinin ortasında yer alan Uygulama İlkokuluna başladım. Okul mevcudunun çoğunluğunu aşağıdaki komşu Sarıca köyünün çocukları oluşturuyordu. Babamın marangoza yaptırdığı –güçlükle taşıdığım- tahta okul çantasına kitap ve defterlerimin yanısıra annemin öğle yemeği azığı olarak hazırladığı dürümü koyar, okulun yolunu tutardım.Azıklarımız genelde tek tip olduğundan bazen farklı bir tat alabilmek için arkadaşlarla değiş tokuş ederek yediğimiz olurdu. Öğretim yılının 2. devresinde öğretmen okulu son sınıfta okuyan öğrenciler dersimizi dinlemeye gelirler ,bir süre sonra da öğretmenimizin gözetiminde bize ders vererek stajlarını gerçekleştirmiş olurlardı.

Uygulama ilkokulundan sonra, benim gibi köy çocukları için kısa yoldan yaşama atılabileceğim ve toplumda saygın bir yeri olan öğretmenlik mesleğini kazanmak üzere öğretmen okuluna başladım. Köy Enstitüsü gibi olmasa da onun programlarının kısmen uygulandığı derslere başlayınca sınıfımda bazı arkadaşların çeşitli yetenekleri hemen ortaya çıkmaya başladı. Zengin sayılabilecek bir fen laboratuarımız vardı ve bir çok dersleri orada deney yaparak öğreniyorduk. Binlerce kitabı bulunan kütüphaneden istediğimiz zaman yararlanabiliyorduk. Ancak köy enstitüsü dönemindeki gibi klasikleri okuma zorunluluğu yoktu artık.

Köy enstitüsü zamanında yapılmış atelyeler müzik dersimizde olduğu gibi hem rahatlamamızı sağlayan, hem de becerilerimizin ortaya çıkartan eğitim binalarıydı.Öğretim yılı 4 eşit zamana bölünür , okulun deposundan alınan malzemelerle her bir devrede metal, ağaç, mukavva ve modelaj eşyalar üreterek not alırdık.Bugün müzikevimdeki atelyemde ağaç müzik aletlerinin yapım ve onarımını hiçbir ustanın yanında ,çalışmadan sadece gözlem yaparak öğrenmiş olmamı okulumuzun bu melekelerin temelini bana kazandırmış olmama borçluyum.

Epeyce geniş olan müzik odamızda müzik öğretmenimiz özel yaptırılmış iki adet müzik tahtasını zamandan kazanabilmek için kullanabiliyor, haftada ardı ardına 2 saat olan derste , zorunlu ders çalgımız olan mandolin ve ses eğitimini rahatlıkla yapabiliyordu. O yıllarda müzik ve resim yeteneği olan köy çocuklarının bu yeteneklerini geliştirmeleri ve özel eğitim görebilmeleri için şimdiki Güzel Sanatlar Liseleri gibi devlet okullarının bünyesinde resim ve müzik okulları bulunmaktaydı.Öğretmen okullarının müzik öğretmenleri yetenekli öğrencileri araştırarak bu okulların sınavlarına öğrenci hazırlamak zorundaydılar.Ben de öğretmenim Zeki Çubuk tarafından keman ve müziksel işitme sınavlarına hazırlandım ve müzik okulunu kazanarak müzik öğretmenliği için ilk adımları atmış oldum.

Bu arada okulumuzun ulusal bayramlarımızda Ereğli’ de sabırsızlıkla gelmesi beklenen mandolin bandosunu söylemeden geçmek okulu eksik anlatmak olurdu.Uzaktan bandonun sesi duyulur duyulmaz ilçe halkı İstasyon Caddesi kenarına dizilir, coşkuyla alkışlardı.Bandoda mandolinin yanı sıra keman.çalan öğrenciler de bulunurdu.Beden eğitimi öğretmeninin özel yetiştirdiği öğrenciler ise 19 mayıs Gençlik ve Spor Bayramında yaptıkları özel hareketlerle izleyenleri adeta büyülerdi. Özel günlerde aldığımız bu olumlu tepkiler ise okul öğrencilerine büyük güven duygusu kazandırır, hem sosyal etkinlikler için yeni öğrenciler kazanılmış hem de ders başarılarına artısı olurdu.

Okul başarısının yüksek olmasındaki en büyük etkenlerden birisi de yatılı okul olma özelliği idi.Akşamları belletici öğretmen sorumluluğunda yapılan serbest çalışmalarda arkadaşlarımız birbirlerinin bilgilerinden yararlanmasının yanı sıra öğretmenden de bilgi alma olanağına sahiptiler.Ancak kız öğrencilerinin bu olanağı olamadı. Köy enstitüleri ile birlikte yatılı okuma hakkı ellerinden alındığı için okula sadece ilçeden ve çok yakın köylerden gelen kız öğrenciler öğretmen olabildiler.Annemin ,ailenin en büyük kızı olup ,okumasına izin verilmediği için bu duruma çok üzüldüğünü ve bu uygulamayı sıkça eleştirdiğini hatırlıyorum.

Memur çocuklarına etüt olanağı olmamasına rağmen bazan etütlere katıldığımdan dolayı, birlikte çalışmanın yararını öğrenmiştim. Yatılı okuyan sınıf arkadaşlarımın ailelerinden ayrı olarak çeşitli zorluklar içerisinde bulunmalarına üzülürdüm. Ancak onların artıları da benden farklı olarak bilgi paylaşımlarının getirdiği ders başarıları ,üzüntü ve sevinçlerini paylaşmaları, kendi ayakları üzerinde durmalarını gerektirecek zorlukları yaşamalarıydı. Kendimde bu özellikleri ancak devam ettiğim yatılı müzik okulunda kazanabildiğimi düşünüyorum.

İvriz Öğretmen Okulunda 1958-1975 yıllarında yaşadık ailemle birlikte. Belki de belleğimin en güçlü olduğu yılları olduğu için yaşantımın her karesi aklımda sanki. Okulda okuyan tüm öğrenciler için de öyle olduğunu sanıyorum. Şunu diyebilirim: Kalemi kuvvetli olan için : BU OKULDAN ÇOK ROMAN ÇIKAR…

Emekli müzik öğretmeni: Hüseyin Selçuk Vural

Please publish modules in offcanvas position.